Yazıya geç
Melek Demircioğlu
Uygun saatleri gör
Evlilik & İlişkiler

Sen Uğraşıyorsun, Peki Ya O?

İlişkide konuşan, çözüm arayan ve sorunları toparlayan taraf hep siz misiniz? Bazen sevdiğimiz insana destek olurken onun sorumluluklarını da üstleniyor, kendi ihtiyaçlarımızı erteliyoruz. Bu yazıda, ilişkiye emek vermekle her şeyi tek başına yüklenmek arasındaki farkı günlük hayattan örneklerle ele alıyoruz. Karşımızdakini değiştirmeye çalışırken nasıl yorulduğumuza, sınırlarımızı nasıl ifade edebileceğimize ve kendimize yeniden nasıl alan açabileceğimize birlikte bakıyoruz.

Bazen bir ilişkide iki kişilik çabayı tek başımıza gösteriyoruz.

Konuşmayı biz başlatıyoruz. Sorunu biz fark ediyoruz. Çözümü biz arıyoruz. İlgili bir video görünce eşimize gönderiyoruz. Kitap okuyor, altını çiziyor, “Bir de şöyle anlatsam belki anlar” diye düşünüyoruz.

Sonra da yorulup soruyoruz: “Ben bu kadar uğraşıyorum, neden düzelmiyor?”

Çünkü bir ilişki için emek vermekle, o ilişkinin bütün sorumluluğunu üstlenmek birbirine karışabiliyor.

Okuduğum yazıda bir kadın tam da bunu anlatıyor. Birlikte olduğu kişi, ilişkide mutsuz olduğunu söylüyor. Kadın hemen çözüm aramaya başlıyor: “Konuşalım, destek alalım, bir yol bulalım.”

Ama karşısındaki kişi, bunun için çaba göstermek istemediğini söylüyor.

Kadın yine de uğraşıyor. Kitaplar alıyor, görüşmeler ayarlıyor, tartışırken uyacakları kurallar hazırlıyor. İçinden de şunu geçiriyor: “Doğru yolu bulursam ilişkimizi kurtarabilirim.”

İlişki bittiğinde fark ediyor: Kendi emeğini verebilir ama karşısındaki insanın isteğini onun yerine oluşturamaz.

Bu, insanın canını acıtan bir farkındalık. Çünkü bazen daha çok uğraşırsak daha çok sevileceğimize inanıyoruz.

Bizde bir de “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü var. Bir süre sonra yuvayı yapmak da korumak da herkesin gönlünü almak da tek kişinin göreviymiş gibi yaşanabiliyor.

Eşimiz ailesini aramıyor, biz hatırlatıyoruz. Bir işi erteliyor, biz tamamlıyoruz. Birini kırıyor, arayı biz düzeltiyoruz.

Elbette birbirimize destek oluruz. Hastalıkta, zor günlerde birbirimizin yükünü alırız. Ama sürekli onun yapabileceği işleri de üstleniyorsak, durup şunu düşünebiliriz:

“Ben şu anda yardım mı ediyorum, yoksa ben karışmazsam her şey dağılacak diye mi korkuyorum?”

Kontrol etme çabası bazen yüksek sesle konuşmak gibi görünmez. Bazen durmadan hatırlatmak, her sorunu çözmek, karşı taraf üzülmesin diye kendi kırgınlığını içine atmak şeklinde görünür.

Bazen de ihtiyacımızı söylemek yerine bir tepki bekleriz. WhatsApp mesajına bilerek cevap vermeyiz. Merak etsin diye susarız. Kıskansın diye bir paylaşım yaparız.

Aslında söylemek istediğimiz şudur: “Benimle ilgilen. Sana ihtiyacım var.”

Ama bunu dolaylı yollardan anlatmaya çalıştıkça birbirimizden daha da uzaklaşabiliriz.

Peki, buradan nasıl çıkabiliriz?

Önce kendi payımızla karşı tarafın payını ayırarak.

Biz nasıl konuşacağımıza, neye zaman ayıracağımıza, neyi kabul edebileceğimize karar verebiliriz. Ama karşımızdakinin ne hissedeceğine, değişmek isteyip istemeyeceğine karar veremeyiz.

İhtiyacımızı söyleyebiliriz: “Akşam eve geldiğimizde bütün işler bende kalınca yoruluyorum. Yemekten sonra mutfağı senin toparlamanı istiyorum.”

Sınırımızı da anlatabiliriz: “Sesler yükseldiğinde konuşmayı sürdüremiyorum. Biraz ara verip sakinleşince devam edeceğim.”

Sınırın farkı burada. Karşı tarafı korkutarak değiştirmeye çalışmak yerine, o durumda bizim ne yapacağımızı anlatır.

Bir başka adım, yardım etmeden önce sormak: “Birlikte çözüm aramamı mı istersin, sadece dinlememi mi?”

Sevdiğimiz kişinin her sıkıntısını çözmek bize düşmeyebilir. Bazen yanında oturup dinlemek de yeterlidir.

Kendi duygularımıza da yer açabiliriz. Tartışma sonrası içimiz daraldığında hemen peş peşe mesaj göndermek yerine biraz durmak, su içmek, nefesimizi yavaşlatmak, güvendiğimiz biriyle konuşmak…

Eşimizden destek istemek çok doğal. Ama bizi rahatlatabilecek tek kişinin o olduğunu düşündüğümüzde, ikimizin üzerindeki yük de büyüyor.

Bir de onun değişmesini beklerken ertelediklerimize bakabiliriz. Görüşmediğimiz arkadaşımız, bıraktığımız uğraşımız, dinlenmeye ayırmadığımız zaman… Bizim hayatımızın da ilgiye ihtiyacı var.

Ve belki en zor soru şu: “Karşımdaki insan bugün olduğu haliyle kalırsa, bu ilişkide kendime nasıl bir hayat görüyorum?”

Cevabı hemen bulmamız gerekmiyor. Ama söylediklerine ve yaptıklarına bakmak, yalnızca bir gün değişeceği umuduyla yaşamaktan daha sağlam bir başlangıç olabilir.

Kendi payımıza bakmak, bize yapılan haksızlığın sorumluluğunu almak değildir. Şiddet, aşağılama ya da zorlama varsa, bunları daha iyi konuşarak düzeltme yükü bize ait değildir.

Birini sevebilir, yanında durabiliriz. Yine de onun yerine isteyemeyiz, onun yerine emek veremeyiz.

Belki bugün kendimize şunu sorabiliriz:

“Onu değiştirmek için harcadığım enerjinin birazını kendime ayırsam, hayatımda neye yer açılır?”

← Tüm yazılara dön